Diyarbakır HAK İnisiyatifi

Tarihten Günümüze Emek Mücadelesi

Diyarbakır İnsan Hakları Okulunun 3. haftasının ilk dersini halen Özyeğin Üniversitesinde akademik çalışmalarını sürdüren Öğretim Üyesi Dr. Alpkan Birelma verdi. Birelma, “İnsan Hakları Bağlamında Emek Meselesi” başlıklı sunumunda işçi hakları ve emek meselesinin Dünya ve Türkiye’deki tarihsel geçmişine değindi.

Birelma, “İş yerine girdiğimiz anda bütün o demokratik ilkeler bir anda askıya alınır. Uyanık saatlerimizin yarısında olduğumuz iş yerlerimizde demokrasiden asla bahsedilmez. Orada iş biter, demokrasi dışarıda kalır. İş yerinin bütün organizasyonu ve süreçleri aslında böyle yukarıdan aşağıya ufak bir monarşi gibidir. İktisadi sömürü yetmezmiş gibi bir de iş yerindeki üretim süreçleri insanı yabancılaştırır. Yani insanlar iş yerlerinde, iş yerlerine verdikleri zaman içerisinde kendisine yabancılaşır, kendisini geliştiremez ve kötürümleşir. Çünkü iş yerlerinde insanlar sürekli olarak ezilirler, kırılırlar. Kendi insani melekelerini geliştirmekten muaf olurlar hatta o melekeleri törpülenir.” diyerek sözlerini sürdürdü.

Birelma ayrıca siyasal hayat ve  demokrasi alanında da görüşlerini belirterek “Yine liberal teorinin görmediği bir diğer şey; evet herkesin teorik olarak bir oy hakkı var, evet herkes teorik olarak kanun önünde eşit vs. Fakat iktisadi güce sahip olanların devlet üzerinde sizden, benden çok daha fazla etki sahibi olduğunu anlatmaya herhalde gerek yoktur. Siyasal alanda eşitlik var gibi bir imaj oluşturuluyor fakat iktisadi alanda öyle bir eşitsizlik var ki siyasal alandaki eşitlik biraz lafta kalıyor, biraz görüntüyü kurtarıyor. Yani işçi sınıfı açısından aslında liberal demokrasi ve liberal hukukun krizi diye adlandırdığımız şey süreklidir, istisna değildir. İşçi sınıfı açısından düşündüğümüz zaman süreklilik arz eden bir kriz hali vardır” dedi.

Birelma tarihsel gelişim içerisinde işçi hareketliliğine de değindi ve “İnsanlar ne zaman isyan ederler? Ortalama insanın isyan etme eğilimi ne zaman artar? Genelde en aç kaldığı zaman diye düşünürüz yani en çok üzerine gidildiği zaman isyan eder diye bir varsayımımız vardır. O aslında çok doğru bir varsayım değil, sosyal hareketler teorisi öyle olmadığını söyler. Yani insan en kötü, en yoksul, en gariban durumda iken isyan etmeye meyletmiyor, tam tersine içine patlıyor. Durumun biraz iyi olması lazım ama durum çok iyi olunca da “zaten durumum iyi” deyip isyan etmiyor… Herhangi bir savaş, herhangi bir iktisadi kriz yokken kapitalizmin yaşadığı en son, en büyük isyan dalgasını insanlık ve Batı tam da Refah Devletinin en güçlü olduğu dönemde yaşadı. 68′ de çok ilginç bir şey oldu arkadaşlar. İktisadi kriz yok, savaş yok tam tersine patronların, kapitalistlerin işçi sınıfına en çok taviz verdiği, sosyal devleti en çok büyüttüğü, ücretlerin en fazla arttığı bir momentte işçi sınıfı sadece Fransa’da değil hemen hemen bütün Almanya, İngiltere ve ABD’de isyan ediyor. En büyük işçi sınıfı militanlığının yükseldiği yıllar oluyor 68 ile 73 arası… 68’ deki isyan Fransa’da pik yaptığı anda Fransa’da on milyonu aşkın işçi grevdedir. Fransa’nın nüfusu zaten elli milyon falan değil, çok büyük bir genel grev” olduğunu söyleyerek dersini tartışma, soru ve cevap bölümüyle bitirdi.